Reyhanlı’da Girişimcilik: Tarım, Teknoloji ve Memleket
Ben İsmail Döner. Reyhanlı’da doğdum, Hatay’ın bu sınır ilçesinde büyüdüm; işimi de, hayalimi de buraya kurdum. Benim için girişimcilik şehirde bir ofis açmak değil, toprağa, hayvana ve komşunun ekmeğine dokunan bir üretim biçimi. Bugün 120 dönüm arazide tarım yapıyor, akıllı besi ünitesiyle hayvancılığı veriye bağlıyor, bir yandan da küçük işletmelere otomasyon ve teknolojiyi sahaya indiriyorum. Bu yazıda Reyhanlı’da girişimci olmanın ne demek olduğunu, neyi denediğimi, nerede yanıldığımı ve Hatay için ne hayal ettiğimi anlatmak istiyorum. Kim olduğumu ve neye inandığımı merak edenler için İsmail Döner kimdir sayfasına da bakabilirsin.
Reyhanlı’da üretmek: şehrin değil, toprağın girişimciliği
Reyhanlı, sınırın hemen dibinde, ticaretin ve tarımın iç içe geçtiği bir yer. Burada iş kurmak, büyük şehirde iş kurmaya benzemiyor. Tedarik zinciri kısa ama kırılgan, hava bir gecede ürünü vurabiliyor, deprem sonrası imar tartışmaları hâlâ esnafın gündeminde. Yine de ben Reyhanlı’da üretmenin bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum: çünkü burada yaptığın işin karşılığını ertesi sabah çarşıda, komşunun yüzünde görüyorsun. Girişimcilik benim için önce memleket, sonra etki; toprağı bırakıp gitmek değil, kalıp değer üretmek.
120 dönümde tarım: rakamla konuşmak
Lafın güzeli kolay; asıl mesele rakamı tutturmak. 120 dönümlük arazide ben en çok sulamanın, gübrenin ve hasat zamanlamasının işin kaderini belirlediğini gördüm. Çiftçinin en büyük derdi belirsizlik: ne zaman su bulacağını, hibenin ne zaman geleceğini bilemiyor. Bu yüzden devletin tarım desteklerini yakından takip ediyor, doğru başvuruyu doğru zamanda yapmaya çalışıyorum. KKYDP sulama hibesi gibi desteklerin Hatay çiftçisi için ne anlama geldiğini ayrı bir yazıda anlatmıştım; çünkü hibeyi bilen çiftçiyle bilmeyen çiftçi arasındaki fark, bir sezonun tamamı olabiliyor.
Tarımı bir duygu işi değil, 120 dönümden bakınca bir hak meselesi olarak görüyorum: üreten insanın emeğinin karşılığını alması.
Akıllı besi ünitesi ve teknolojiyi sahaya indirmek
Hayvancılıkta en çok kaybettiğimiz yer, “göz kararı” yönetim. Hangi hayvan ne yiyor, ne kadar su içiyor, kaç gramla büyüyor — bunları tahmin etmek yerine ölçmeye başladığında işin tamamı değişiyor. Akıllı besi ünitesinde amacım tam bu: yemi, suyu, kiloyu veriye bağlamak ve kararları hisle değil sayıyla vermek. Aynı mantığı küçük işletmelere de taşıyorum. Bir esnafın stok defterini, müşteri takibini, mesaj trafiğini otomasyona bağladığında kazandığı şey zaman; zaman da küçük işletme için en pahalı şey. Teknolojiyi havalı bir kelime olarak değil, sıradan bir esnafın işini kolaylaştıran bir alet olarak görüyorum.
Komşunun ekmeği: Reyhanlı esnafının dayanışması
Ben işin tek başına büyümediğine inanıyorum. Komşunun ekmeği büyürse seninki de büyür derken laf olsun diye söylemiyorum: Reyhanlı gibi bir yerde tek bir dükkân değil, bütün çarşı birlikte ayakta kalır. Türkiye’nin omurgasını da bu küçük işletmeler taşıyor; ülkenin yüzde 99’u KOBİ demek, mahallenin manavı, terzisi, kahvecisi demek. Onların kazanması, Reyhanlı’nın kazanması demek.
Hatay ve Reyhanlı için hedefim
Benim hesabım kısa vadeli değil. İstediğim şey, Reyhanlı’da bir gencin “buradan bir şey çıkmaz” deyip valizini toplamak zorunda kalmaması. Toprağı, hayvanı, küçük işletmeyi teknolojiyle güçlendirebilirsek; depremin yarasını imarla doğru sararsak; üreten insanı yalnız bırakmazsak, bu şehir kendi ayakları üzerinde durur. Ben de elimi taşın altına bunun için koyuyorum — Hatay’da, Reyhanlı’da, sınırın bu yakasında kalıp üreterek.
Aynı dertleri taşıyorsan, tarımdan teknolojiye, esnaflıktan memleket meselelerine birlikte düşünmek istiyorsan; yazışalım. Bu işler omuz omuza verilince yürüyor.